Boşanmak Sadece Evliliğin Bitmesi midir?

Aile demek yalnızca aynı evde yaşayan insanların oluşturduğu bir yapı demek değildir. Birlikte kurulan hayaller, paylaşılan görevler, çocukların büyümesi, anne babanın yaşlanması, zamanın getirdiği alışkanlıklar ve oluşan bağlar aileyi var eder. Bu nedenle bir evliliğin sona ermesi, çoğu zaman sadece iki insanın birbirinden ayrılması anlamına gelmez. Bir yaşam biçiminin değişmesi, rollerin yeniden kurulması ve herkesin yeni bir düzene alışmaya çalışması demektir.
Boşanma her ailede aynı nedenlerle ve aynı koşullarda gerçekleşmez. Boşanma bazen uzun süren geçimsizliğin, iletişimsizliğin, ekonomik sorunların, sadakatsizliğin ya da şiddetin ardından gelir. Bazen de insanlar aynı evin içinde yıllarca kendilerini yalnız hissederken ayrılmanın kaçınılmaz olduğunu fark eder.
Bu birçok duygunun yaşanabildiği bir dönemdir. İnsan boşanma sonrası bir yandan rahatlama hissederken diğer yandan üzgün, öfkeli, yalnız veya kaygılı olabilir. Çünkü bazen kaybedilen yalnızca eş değildir; birlikte kurulması düşünülen gelecek, alışılmış yaşam düzeni ve anılar da geride kalır. Ancak boşanma kararı yalnızca bireysel bir mesele değildir. Ekonomik koşullar, çocukların sorumluluğu, çiftin ailelerinin tutumu ve toplumun “ne der?” yaklaşımı bu sürecin nasıl yaşandığını, kişinin karar verme sürecini ve sonrasında hayatını yeniden kurma biçimini de etkiler. Özellikle toplumun boşanan kişiye “başaramadı”, “ailesini dağıttı” ya da “çocuğu için katlanmalıydı” gibi yargılarla yaklaşması, zaten zor olan bir dönemi daha zor bir hale getirir.
Peki Ya Çocuklar?
Bir evliliğin sona ermesi, çoğu zaman sadece iki insanın birbirinden ayrılması anlamına gelmez. Bir yaşam biçiminin değişmesi, rollerin yeniden kurulması ve herkesin yeni bir düzene alışmaya çalışması demektir. Bu nedenle özellikle çocuklar boşanma sürecinde üzüntü, öfke, suçluluk, kaygı, yalnızlık veya terk edilme korkusu yaşayabilir. Bazı çocuklar içine kapanabilir, bazıları daha hırçın davranabilir; uyku, iştah, okul başarısı ve arkadaş ilişkilerinde değişiklikler görülebilir. Ancak boşanmanın çocuk üzerindeki etkisi, yalnızca boşanmanın gerçekleşmesine değil, sürecin nasıl yönetildiğine de bağlıdır. Sürekli çatışmanın yaşandığı, çocuğun taraf seçmeye zorlandığı bir ortam, boşanmanın kendisinden daha fazla zarar verebilir.
Boşanma sürecinde ebeveynlerin en önemli sorumluluğu, çocuğun kendisini güvende ve seviliyor hissetmesini sağlamaktır. Çocuğa yaşına uygun, açık ve sakin bir dille anne ve babanın artık birlikte yaşamayacağı anlatılmalı; bunun çocuğun suçu olmadığı özellikle hissettirilmelidir. “Senin yüzünden ayrılmıyoruz” ve “İkimiz de seni sevmeye devam edeceğiz” mesajı çocuğun kaygısını azaltabilir. Çocuğa diğer ebeveyni kötülemek, yaşanan sorunların ayrıntılarını anlatmak, çocuğu haber taşıyıcısı yapmak veya “Kiminle kalmak istiyorsun?” gibi seçim yapmaya zorlayan sorular sormak doğru değildir.
Çocuğun günlük yaşamındaki düzenin mümkün olduğunca korunması çok önemlidir. Okul, arkadaşlıklar, uyku ve yemek düzeni gibi alışkanlıkların devam ettirilmesi çocuğa güven duygusu verir. Her iki ebeveynin de çocukla düzenli ve kaliteli ilişki kurabilmesi, çocuğun bir ebeveynini kaybettiği düşüncesine kapılmasını önlemeye yardımcı olur. Ebeveynler kendi öfke ve kırgınlıklarını çocuğa yansıtmamaya, iletişim sorunlarını çocuğun üzerinden yürütmemeye ve çocuğu iki taraf arasında bırakmamaya özen göstermelidir. Unutulmamalıdır ki çocuk için önemli olan yalnızca anne ve babanın aynı evde yaşaması değil, güvenli, istikrarlı ve sevgi dolu bir ilişki içinde büyüyebilmektir. Ebeveynler boşanma sonrasında kendi eş ilişkilerini sona erdirirken, çocuklarıyla kurdukları ebeveynlik ilişkisini korumaya devam etmelidir. Süreç boyunca çocuğun duygusal tepkileri yoğunlaşıyor, uzun süre devam ediyor veya günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa psikolojik destek almak, çocuğun bu değişime daha sağlıklı uyum sağlamasına yardımcı olacaktır.